Her şeyin başında Evren'de işler epey karışıktı. Titanların lideri ve en gençleri olan Kronos, babası Uranüs’ü tahtından indirdi önce. Ama sonra onu sarsacak bir kehanet duydu; kendi çocuklarından biri de bir gün onu devirecekti. Bunun üzerine, eşi Rhea’dan olan çocuklarını doğar doğmaz yutmaya başladı. Fakat durumdan sıkılan acılı Rhea en küçük oğlu Zeus’u gizlice sakdı. Zeus büyüdü, bir gün kehaneti gerçekleştirdi ve babasını tahtından indirdi. Olimpos dağında tanrı olmak tam böyle bir şey işte; aldatma, dedikodu, kehanet, entrika bitmez ve kaygan zeminde güç sürekli el değiştirir.
Zeus, dağın tartışmasız hâkimi oluyor olmasına ama bu sefer de onu bekleyen başka bir kehanet var; Eşi Metis’ten olacak çocuk, bir gün Zeus’u devirecekmiş. Zeus da bu felaketi önlemek için Metis’i yutuyor. Böylece doğumun hiç gerçekleşmeyeceğini düşünüyor. Ama kadındaki bilgelik kolay kolay pes etmiyor ve Metis, Zeus’un zihninde yaşamaya devam ediyor. Ona sürekli akıl, sezgi ve strateji fısıldıyor. Ta ki bir sabah Zeus’un alnında dayanılmaz bir ağrı patlayana kadar… Sonra birdenbire bilgelik, zekâ ve savaş sanatı tanrıçası Athena, tam donanımlı bir savaşçı olarak Zeus’un kafasından doğuyor. Acıya bak, eski eş Metis'in intikamı böyle bir şey işte; bazen soğuk yenen bir yemek gibi.
Zeus ne Metis’i özgür bırakıyor ne de kehanete
boyun eğiyor. Ama ne yaparsa yapsın, en beklemediği anda kehanet yine de
gerçekleşiyor. Mitolojinin en güzel tarafı da bu paradokslar kanımca. İlk
bakışta mantıklı gibi görünen Zeus’un kararı, aslında derin bir çelişki
barındırıyor.
Gelelim asıl paradoksa. Daha önce bahsettiğim
Drake Denklemi ’ne göre, Samanyolu’nda iki bin ila yirmi dört bin arasında
uygarlık olabilir. Peki, neden hiçbirinden haber alamıyoruz? Bu soruyu ilk kez
yetmiş beş yıl önce Enrico Fermi sormuştu: “Evren bu kadar büyük, zaman bu
kadar eski ve hesaplar mantıklı… O zaman neden hâlâ uzaylılardan bir iz yok?” Neredeler...
İşte bu, meşhur Fermi Paradoksu. Yıllardır
yaşanabilir öte gezegenler arıyor ve buluyoruz hani, her yeni keşif
galaksimizde yaşam olasılığını artırıyor. Ayrıca onlarca yıldır uzayı
dinliyoruz, sinyaller iletiyor, sondalar teleskoplar gönderiyoruz, yine de
derin bir sessizlik var. Hiçbir şey yok sanki.
Evrenin milyarlarca yıllık geçmişini, Dünya’da
yaşamın ortaya çıkışını ve insanlığın gelişimini düşününce, bir yerlerde
birileri, bizden çok daha ileri uygarlıklar olmalıdır diye düşünüyoruz. Hatta
belki gezegenler arası yolculuk yapıp koloniler kurmuşlardır bile diyoruz. Ama
ne bir iz var ne de bir işaret. Belki zeki yaşam gerçekten çok nadirdir, belki
de başka uygarlıklar yayılmacı değildirler ya da hiç yoklar. Belki de yanlış
yerlere bakıyoruz, belki de henüz yeterince aramadık, belki de aramızdalar.
Evren’de yaklaşık iki trilyon gökada, gökadamız
Samanyolu’nda ise dört yüz milyar yıldız olduğu düşünülüyor. Her yıldızın en az
bir gezegeni olsa, dört yüz milyar gezegen eder. Bu hesapla Dünya benzeri
gezegen sayısı ise kırk milyarı bulur. Bu kadar büyük sayılar, akıllı yaşamın
var olma ihtimalini yüksek gösteriyor. Ama asıl sorulan soru şu; Neden hâlâ bir
kanıt bulamadık? Nottingham Üniversitesi’nin iki bin yirmi yılında yaptığı bir
çalışmaya göre, Samanyolu’nda otuz altı aktif uygarlık olabilir. Ama bunların
ortalama on yedi bin ışık yılı uzakta olması, onlara ulaşmayı veya onları
bulmayı neredeyse imkânsız kılıyor. Evet, bu bir cevap olabilir.
Belki yaşamın evriminde aşılması çok zor
basamaklar vardır. Eğer bu zorluklar geçmişteyse, örneğin DNA’nın oluşumu gibi,
insanlık büyük bir şans eseri var olmuş olabilir. Ama eğer bu zorluklar daha
ilerideyse, örneğin kendi kendini yok etmek gibi, çoğu uygarlık ise yaşamıyordur. Yani hiç oluşmamış ya da kendini yok etmiş uygarlıklar olabilir.
Evet, bu da bir olası cevap.
Belki de galaksimizdeki diğer uzaylı
uygarlıklar, ki biz de onlar için birer uzaylıyız, bizi umursamıyorlar. Belki
de gezegenler arası bir barışçı konfederasyon var, onun gözlemcileri termonükleer enerjiyi birbirimizi tehdit etmek için kullandığımızı görüp
dehşete kapılıyorlar ve bizim daha fazla olgunlaşmamızı bekliyorlar. Bu da
traji-komik bir başka cevap olabilir aslında.
Bir de işin felsefi boyutu var. Ünlü yazarın
dediği gibi: “İki olasılık var. Ya evrende yalnızız ya da değiliz. İkisi de
aynı derecede korkutucu.”
Akıllı uygarlıkların var olma ihtimali yüksek
görünüyor ama ortada kimse yok. Fermi Paradoksu da tam olarak budur; Olasılıkla
gözlemin çelişkisi. Belki teknolojik sınırlarımız yüzünden sinyalleri tespit
edemiyoruz, belki de uygarlıklar kendini yok ediyor.
İnsanlık olarak bu arayışın henüz başındayız; UFO hikayelerine pek yakın değilim ama uygarlığımızın teleskoplarına, dedektörlerine gerçekten güveniyorum, çünkü matematiğe ve olasılık hesaplarına inanıyorum.
Korktuğum tek bir cevap var; Ya Carl Sagan’ın dediği gibi, her şey koca bir israftan ibaretse…