Rahip
tapınağın soğuk taş avlusunda ayakları çıplak, gözleri göğe dönük öylece
duruyordu. Baktığı yıldızlarla bezeli karanlık, yeryüzünün üzerinde ışıl ışıl
bir kubbeydi sanki. Elindeki lambanın titrek ışığında, kutsal ay tanrısı
gölgeler arasında titriyor gibiydi. Yıldızların sonsuz yolculuğunu izledi.
Gökteki uçsuz bucaksız düzen, toprağın çizgileriyle buluşuyor ve insan kalbi
ile arasında görünmez bir köprü kuruyordu. O düşüncelerini daha da
derinleştirdi; "Evren nefes alıp veren bir canlı ve insan ise bu koca
düzenin ruhuna tutunmuş zayıf bir yaprak." Dudaklarından bir ilahi
döküldü; “Gökyüzüyle yeryüzü bir bütün, insan da bu bütünün tınısı..."
Melodideki huzur, duvarların taşlarına süründü ve gecenin karanlığını kutsadı.
O kubbenin nasıl bir yer olduğunu hakikaten çok merak ediyordu.
Tarih
öncesinden beri ve özellikle medeniyetin beşiği Bereketli Hilal uygarlıkları,
gökyüzüne hep anlamlı bir merak duydular. Güneş’in, Ay’ın, gezegenlerin ve
yıldızların hareketleri mevsimleri, tarımı, zamanı ve mitolojiyi düzenleyen
birer kılavuz oldu onlar için. Yaptıkları gözlemler ile Evrenin nasıl
işlediğine dair ilk modelleri dahi yarattılar. Eski Mezopotamya, Mısır ve
Yunan’da gök cisimleri tanrılar ile özdeşleştirildi. Dünya'yı Evren'in
merkezine, gök cisimlerini ise onun etrafında olduklarını düşündükleri kat kat
küresel tabakalara dizdiler. Merkezinde Dünya'nın olduğu bir Evren modeli.
Antik
Yunan’da Pythagoras milat öncesi altıncı yüzyılda evreni matematiksel uyum ve
ritimle, bir yüz yıl sonrasında ise Platon gök cisimlerini sabit hızda dönen
küreler olarak tanımladı. Milat öncesi dördüncü yüzyılda ise; Eudoksos iç
içe geçmiş çok sayıda küreyle gezegen hareketlerini açıklamaya çalıştı. Aynı
dönemde Aristoteles evreni sonlu, durağan ve küresel katmanlardan oluşan bir
bütün olarak tanımladı. Bu model, değişmeyen ve mükemmel kabul edilen gök
küreleri ve altında değişken, kusurlu bir Dünya ’dan oluşuyordu.
Milat
sonrası birinci yüz yılın sonunda doğan Batlamyus, ki İskenderiyeli bir
matematikçi ve astronomdur. Antik dönemin en etkili bilim insanlarından biri
olarak kabul edilir, yarattığı özellikle Dünya merkezli Evren modeli ve coğrafi
koordinat sistemi ile tanınır. Gök cisimlerinin hareketlerini açıklayan
kapsamlı bir astronomi kitabı da yazmıştır. Batlamyus’un modelleri, Kopernik’in
Güneş merkezli sistemine kadar hem İslam dünyasında hem de Avrupa’da geçerli
kabul edilmiştir. Özellikle yazdığı astronomi kitabı, Rönesans dönemine kadar
astronominin en temel kaynağı olmuştur.
Orta
çağ İslam âlimleri, pek çok çalışmayı Arapçaya tercüme ettiler, yorumladılar ve
geliştirdiler. İbn Sînâ ve El-Bîrûnî gibi düşünürler, gök mekaniği üzerine
eleştirel metotlar öne sürdüler. Bu dönemde astronomik gözlemevleri kuruldu,
astronomik tablolar güncellendi. Ancak genel kabul olan Dünya merkezli
Evren modeli, hiçbir zaman kökten terk edilmedi.
On
altıncı yüzyılda Kopernik Güneş merkezli evren modelini ortaya koydu. Dünya,
diğer gezegenler gibi Güneş etrafında dönen sıradan bir gök cismi olarak
konumlandırıldı, Evren yine sonlu ve durağan kabul edildi. On yedinci
yüzyıl başında ise Kepler gezegenlerin yörüngelerinin elips olduğunu kanıtlayan
üç hareket yasasıyla Evreni sabit dairelerden kurtardı. Sonrasında ise Newton,
evrendeki kütleçekim yasalarını ve hareket kanunlarını tanımlayan matematiksel
modelini geliştirdi; yine uzay ve zaman mutlak, sonsuz ve durağan sistemler
olarak kabul edildi.
Yirminci
yüzyıla geldiğimizde Einstein Genel Görelilik Teorisi’ni kullanarak
Evrenin geometrik modelini oluşturdu ki, yine ve yeniden evrenin durağan ve
homojen olduğu varsayıldı. Sonrasında ise bir şeyler değişmeye
başladı, Friedmann ve Lemaître Einstein denklemlerini kullanarak Evrenin
dinamik ve genişleyen bir yapıya sahip olduğunu öne sürdüler; Lemaître
hipoteziyle Büyük Patlamanın temelini attı.
Babasının
avukat olmasını istediği halde astronom olmayı seçen Edwin Hubble, Fransız
yapımı ve içi hava kabarcıklarıyla dolu bir mercekle çalıştı. Geceler boyu bir
noktayı takip etti. Sonunda Einstein’ın en büyük hatası olarak kabul ettiği,
galaksilerin birbirlerinde uzaklaştığını ve dolayısıyla evrenin genişlediğini
saptadı. Georges Lemaître, genişleyen evren fikrini Büyük Patlama teorisiyle
birleştirdi. Kozmik mikrodalga arka plan ışıması, bu modelin en güçlü kanıtı
oldu.
Kıssadan
hisse; İlk mitolojik betimlemelerden matematiksel modellerin yükselişine,
klasik mekanikten kuantum ve görelilik temelli dinamik açıklamalara, paralel
evrenlere, balon evrenlere uzanan bu tarih, insan zihninin gökyüzünü
anlamlandırma tutkusunu gösterir. Her model bir öncekini daha geniş bir
kapsam ve derinlik içinde aşmış, evren algımızı sürekli dönüştürmüştür.