Evvel zaman içinde, nerede olduğu bilinmez bir hiçlik varmış. Sınırları bilinmez bu hiçlikte ise sınırları bilinmez bir evren.
Evrendeki sayısız gök adadan bir tanesinin bir köşesinde, yüz milyarlarca yıldızdan bir tanesinin çevresindeki bir yörüngede, alev alev yanan bir kaya oluşuyormuş.
Daha adı bile yokmuş aslında o pek özel kayanın, ama çok uzun zaman sonra sahipleri ona "Yerküre" diyeceklermiş.
Bugün nüfusunun sekiz milyarı
aştığı ve her bireyi için ortalama yaşam süresi beklentisinin yetmiş dört
yıla yakın olduğu o kayanın yaşı, dört buçuk milyar yıldan biraz daha
fazla. Bu derinliği nasıl anlatsam?
Sadece daha iyi anlayabilmek adına, gerçek olmayan bir kabul
yapalım ve diyelim ki; "Gezegenimizin o ilk anından itibaren insan var
olmuştu." O ilk andan bugüne olan süreyi, biraz karışık bir hesapla
yaklaşık yüz elli milyon insan kuşağı ile ifade etmemiz gerekir. Bu ne
demek?
Modern insanın gerçek atası ilk Homo sapiens ile bugün arasında;
bildik bilmedik her şey, tüm tarih kitaplarında yazılan yazılmayan her şey, her
satır ve her kelime, sadece on bin kuşak ile yaşandı. Göz ardı etsen edilecek
kadar kısa ama sonuçları yadsınamayacak kadar önemli bir birliktelik. Peki ya
gezegenin zamanı, ona bir bakalım.
Dört buçuk ile dört milyar yıl öncesi aralığına
geldik; Yıldız tozlarından yeni doğmuş gezegenimizi düşünün, değil mavi,
bilinen anlamda yaşam olmayacak türden bir yer. Kaynayan lav okyanusları,
durmaksızın yağan gök taşları, sürekli çarpışmalar ve cehennem gibi bir
sıcaklık. Bunun yanında Mars büyüklüğünde bir cisimle yaşanan o dev
çarpışma. Ama bu olay aynı zamanda gezegenin eksen eğikliğinin temelini ve
dolayısıyla mevsimlerin alt yapısını yaratmıştır.
Milyonlarca yıl boyunca uzaydan yağan kuyruklu yıldızlar ve
göktaşları ile gelenin ötesinde gezegenin kendi volkanik hareketleri sonucu var
olanın ortaya çıkmasıyla bol miktarda su buharı var her yerde. Öte yandan,
henüz yaşam için uygun olmasa dahi, ki serbest oksijen yoktu ve metan amonyak
karbondioksit gibi gazlar hakimdi, bir atmosfer ise adım adım, yavaş yavaş
oluşuyordu.
Lav okyanusunun soğudu ve su buharının atmosferde yoğunlaşarak
yağmur şeklinde geri yağmaya başlamasıyla ilk sıvı su kütleleri
oluştu. Bitmeyen fırtınalar buhar bulutlarını yağmurlara dönüştürmüş ve
yeryüzünde su okyanusları oluşmaya başlamıştır. Yaşam henüz yok, ama
tohumlarının atılacağı daha dengeli bir gezegene dönüşümün başlangıcını işaret
eden çalkantılı bir dönemde gezegen.
Zaman sabırla akıyor ve dört ile iki buçuk milyar yıl
öncesi aralığına geldik. İklim genel olarak sıcak ama zamanla soğuma eşliğinde
okyanusların oluşumuna zemin hazırlanıyor. Erken evrelerde gezegeninin
yüzeyi yoğun volkanik etkinliklerle biçimlendi. Yüzey, ki oluşan lav akıntıları
ve aşırı ısınmış kabuk nedeniyle oldukça sıcaktı. Zamanla soğumayla birlikte
kayalar katılaştı, ilk kıtalar belirdi ve gezegenin büyük bölümü sularla
kaplandı. Böylece yaşamın ilk ön adımları atıldı Devasa okyanuslar
miktarınca, kabuktan sızan minerallerle dolu ilkel bir çorba kaynıyor. Bu
sessiz kargaşada, çok küçük hücreler yaşamın ilk hecelerini mırıldanmaya
başladılar ve bu tek hücreli canlılar okyanuslar boyu koloniler miktarınca.
Fotosentez başladı. Bakteriler suyu kullanarak atmosfere oksijen
saldılar. Biriken oksijen canlı türlerinin kitlesel yok
oluşuna sebep oldu, çünkü oksijensiz ortamda yaşayan canlılar için bir zehirdi.
Ancak bu yıkım, aynı zamanda oksijenli solunum gibi daha verimli
enerji üretim yollarının evrimini tetikledi ve sonraki dönemler için canlı
çeşitliliğinin patlamasına kapıyı araladı.
Geldik artık iki buçuk ile yarım milyar yıl öncesi
aralığına. Gezegen bir delikanlı, içi kaynıyor. Kabuğu sürekli hareket
halinde, bir yapboz oyununun parçaları gibi kıtaların yerleri değişiyor. Dağ
sıraları, kanallar, çukurlar oluşuyor ve O kendini biçimlendiriyor.
Aynı zamanda sessiz, sakin, yavaş, alttan alta ve keskin bir
dönüşüm zamanı. Gezegen soluk alıyor artık ve oksijen miktarı atmosferde arttıkça çevrenin kimyası değişiyor, evrim
başlıyor. Tek hücreli yaşam karmaşıklaşıyor, çok hücreli düzen başlıyor.
Ardından yeni bir sınav ve küresel buzul çağları.
Beş yüz ile iki yüz elli milyon yıl öncesi aralığındayız
artık. Sürüngenlerin ataları omurgalı balıklar çeşitlendi denizde, karada ise
ilk ormanlar ortaya çıktı.
Altmış altı milyon yıl önce ise dev dinozorlar karaların
hakimiydi. Birdenbire beklenmeyen bir şey oldu ve evrenin sapanından
fırlayan dev bir göktaşının gezegene çarpmasıyla dinozorların çağı ansızın
son buldu. Bu çarpışma, yalnızca devleri değil, okyanusların
derinliklerinden gökyüzüne kadar uzanan yaşam zincirinin büyük kısmını yok
etti. Fakat bu yıkım, aynı zamanda yeni bir çağın, memeliler çağının kapılarını
araladı. Korkarak hep saklanan ve sadece geceleri ortaya çıkan küçük memeliler
toprağa ve ağaç tepelerine yayılmak üzere sahneyi devraldılar.
Zaman yavaş yavaş akarken, rahat bulan memeliler artık büyük
boyutlara eriştiler. Ağaçların dallarında sıçrayan ilk primatlar ortaya
çıktılar. Büyük gözleriyle geceyi gören, çevik parmaklarıyla dallara
tutunan bu canlılar ve ağaç dallarında yaşamaya başladılar.
Yaklaşık altı, yedi milyon yıl önce, Afrika’nın savanlarında iki
ayak üzerinde yürümeye başlayan bir primat türü belirdi. Bu, insan soyunun
başlangıcıydı. Eller serbest kaldı, zihin gelişti. Taş aletler yapıldı, ateş
kontrol altına alındı. Ve sonunda, yaklaşık üç yüz bin yıl önce, Homo sapiens
adı verilen tür ortaya çıktı.
İlk başta küçük ve gölgelerde yaşayan bu tüylü yaratıklar,
boşalan ekolojik alanları hızla doldurdular. Ormanlar genişledi, kuşlar
gökyüzünü doldurdu, çeşitlenen memeliler karalara, havaya ve denizlere
yayıldılar.
Kıtalar yavaşça yer değiştirdi, iklim değişti, buzullar geldiler
ve gittiler. Bu dalgalanmalar, canlıların evrimini şekillendirdi. Bazı türler
yok oldu, bazıları yeni koşullara uyum sağladı. Doğa, sabırla ve kararlılıkla
yeni yaşam biçimlerini işledi.
Bu uzun zaman diliminde gezegen, bir yandan devasa jeolojik
dönüşümler geçirirken, diğer yandan yaşamın karmaşık ve şaşırtıcı yollarla
evrimleştiği bir sahneye dönüştü. Dinozorların gölgesinden, mağara duvarlarına
çizilen ilk sembollere kadar uzanan bu öykü, insanlığın doğuşuna giden yolu
hazırladı.
Artık o sahipsiz ve sıradan gezegen, bizim evimiz ve soluk mavi noktamız oldu.