Donanmanın en güçlü sınıfına ait nükleer saldırı denizaltısı, silahlarını kuşanmış olarak kuzeyin soğuk denizlerinin derinliklerinde seyirde. Gün tatbikat zamanı. Emirler keskin ve parmaklar tetikte, zira sadece konuk askeri gözlemciler değil, casus tekneler de derinlerde ve onlar da takipteler. Sessiz bir kedi fare oyunudur gidiyor.
O vakur dev bir patlamayla sarsıldı önce ve hemen ardından ikincisi ile kontrol edilemez şekilde derinlere doğru düşmeye başladı. Demek dedi kaptan;"Avlanmak böyle bir şey"
Bu bir yuvarlanmaydı daha ziyade; zaman, mekan, aşağısı, yukarısı kalmamış derinlere doğru dalıyordu koca gemi. Ölüme çeyrek kala teknenin içinde hakim olan tek şey sınırsız bir kaos.
Enuma Elish işte tam böyle anlatıyor, kaos. Mezopotamya'nın en önemli yaratılış mitlerinden biri olan ve Babil yaratılış destanı diye bilineni.
Zaman yok, mekân yok evrenin başlangıcında. Her yer su, tatlı ve tuzlu. İlginç bir kimliklendirme de var destanda; Tatlı suyun bir tanrısı, tuzlu suyun ise bir tanrıçası var. Onlardan yeni tanrılar hayat buluyor ve bu tanrılar düzeni kurmaya girişiyorlar. Başlarda başarılı oldular ve ancak sonrasında çok gürültücü olmaya başladıkları için, babaları onları öldürmeye karar veriyor. Ancak bilgelik tanrısı planı öğreniyor ve ava giden avlanır misali, babayı öldürerek genç tanrıları kurtarıyor.
Ancak öfkeli anneleri, tanrıça, genç tanrılardan intikam almak için korkunç yaratıklar ile bir savaş ordusu kuruyor. Durdurulamaz bu güç karşısında, kudretli tanrı Marduk, Anunnakiler desteğiyle evrenin düzenini yeniden kuruyor; gökyüzünü ve yeryüzünü yaratıyor, zamanın ölçülmesi için takvim oluşturuyor. Kan ile kili birleştiriyor ve tanrılara hizmet etmemiz için biz insanları yaratıyor. Anunnakiler, Sümer mitolojisinin güçlü ve gizemli figürleridir, onların evrene değin anlayışında tanrısal düzenin temsilcileridirler ve evrenin düzenini sağlamak ve bizlerin kaderini belirlemekle görevlidirler.
Günümüzde bir bölüm yorumcular ise onlara "gökyüzünden gelenler" diyorlar ve başka bir gezegen, Niburu kaynaklı olduklarını iddia ediyorlar. Derler ki; dünyanın dört katı büyüklüğündeki bu gezegen Güneş Sistemi'nin bir parçası olup, üç bin altı yüz yıllık çok uzun bir yörüngeye sahiptir. Dünya gezegenine gelmelerinin sebebi ise, Nibiru'nun atmosferik sorunları nedeniyle altın madenciliği yapmaları gereğidir.
Bu gezegen ve sahipleri ile ilgili tüm teoriler, yorumlar ve sunulan sonuçların dayanaklarının yeterliliğini değerlendirelim biraz. Zira destek sadece spekülatif bir çerçeve içerisinde ele alınmakta olup, binlerce yıl önceki Sümer astronomi bilgileri ve antik metinlerdeki sembollerinden gelmektedir.
Soru basit; Nibiru gezegeni, bilimsel açıdan açıklanabilir bir gök cismi olarak kabul edilebilir mi?
İlgili kuruluşlar ve otoriteler gezegenin varlığını gösterecek güvenilir bilimsel kanıt olmadığında ısrarcılar. Ne uzayda yol alanlar, ne de Dünya yüzeyindeki hiç bir teleskop Nibiru ile ilgili gözlem yapmamıştır. Ayrıca evren bilimi adına da bulunması gereken bazı veriler de eksiktir. Güneş sistemimizdeki gezegenler birbirlerini kütle çekimleri ile etkiler ve yörüngelerde çeşitli düzensizlik ve sapmalara yol açarlar. Ancak Nibiru kaynaklı böyle bir anomali yoktur.
Kanımca en önemli incelenmesi gereken ise, teorik olarak önerilen gezegen yörüngesidir. Bizimle aynı güneşin etrafında dönen, binlerce yılda bir yıldızımıza ve gezegenimize yaklaşan, uzun çok uzun egzotik ve çok eliptik bir yörünge. Bu rotada yolalan bir gezegen yüzeyi mevsimsel anomaliler yaşayacaktır, bazen ısınacak ve bazen ise dondurucu soğuklar olacaktır. Teoriler uyarınca gezegende Dünya benzeri bir yaşam olabilmesi için yüzeyde sıvı su veya denizler olmalıdır, ancak yörüngenin uzak yollarında tüm su buza dönüşecek iklim değişecektir. Böyle bir gezegende akıllı yaşam olabileceği oldukça düşük ve aslında mümkün olmayan bir durumdur.
Bu durumda sonuç olarak; bilimsel verilerle açıklanamayan, mitolojik anlatılara ve romantik yorumlamalara dayanan popüler bir ürün ilgi çekmektedir.
